Skip to content

DİL-İ BİÇARE - DİLİN ÇARESİZLİĞİ WEB SAYFASI ÜZERİNDEN GÖNDERİLMİŞTİR..

Loading...

oynat_1

Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır

Hadis-i Şerif / Hz.Muhammed (S.A.V.)

oynat_2

Allah'ı anlatmaktan aciz olmak, onu anlamaktır.

Hz.Ebubekir

oynat_3

ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

Hz.Mevlana

oynat_4

Kanat vardır doğanı padişaha götürür,kanat vardır kuzgunu leşe getirir

Hz.Mevlana

oynat_5

Affetmek, zaferin zekatıdır

Hadis-i Şerif / Hz.Muhammed (S.A.V.)

Yazı boyutunu artır  Yazı boyutunu küçült  Yazı boyutunu sıfırla 
Konumunuz:    ANASAYFA arrow EDEBİYAT arrow KİTAP ÖZETLERİ arrow Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigory Petrov
Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigory Petrov Yazdır E-Posta

Kitabin Adi : BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESINDE

Yazari Adi : GRIGORY PETROV

 Petrov, 1868 yilinda Petesburg’un Yamburg kasabasinda dünyaya geldi. 5.sinifi bitirdikten sonra ilahiyat okuluna devam etti. Daha o yaslarda küçük zihni su fikirlerle dolmustu.

“Insanoglu yeryüzünün en degerli varligidir. O yaradan Rabb’inin bas tacidir. Dünyada varolan her sey insan içindir. Yeryüzünün zenginlikleri ve güzellikleri insan için yaratilmistir. Ilim, sanat, felsefe ve din hep insanin olgunlasmasi için vardir. Bunlarin her biri insanliga hizmet etmek için olusmustur. Eger tüm bunlar yeryüzünde daha mutlu, daha aydinlik ve gerçekten cennet hayati sunmaya ve kurmaya hizmet etmeyeceklerse hiçbir önem ve deger tasimiyorlar demektir.”

 Basta Rusya olmak üzere Bulgaristan’da da en çok okunan ünlü bir Rus yazardir. Yazarin 32 eseri de Bulgarca’ya çevrilmis ve her eseri 8-10 baski yapmistir. Onun amaci insanlari cennete hazirlamak yerine, yeryüzünü bir cennete dönüstürmektir.  

Kitap Hakkinda Ön Bilgi:

- Hayat yayinlari – 1998 – Ikinci baski – shf:133

1- Tarihten ibret almak

2- Kahramanlar ve Millet

3- Suomi’nin Tarihi

4- Yükselis Önderi Bir Aydin: Snelman

5- Egitimci Memurlar

6- Halk Okulu: Kisla

7- Futbol

8- Anne – Baba Ve Çocuklar

9- Halk Üniversitesi

10- Reçel Krali Jarvine’nin Yaptigi Konusma

11- Haydut Karokep

12- Jarvinen, Okunen Ve Gulbe Nasil Kral Oldular

13- Köylüler, Isçiler Ve Imalatçilar

14- Kendini Halkin Sagligina Adayan Doktor

 Kitabin ne maksatla yazildigi: Bütün olumsuzluklara ragmen bir milletin uyanisinin en güzel örnegini göstermek.

Kitabin metodu: Insanlari motive etmek metodu kullanilmis. Önce olumsuzluklar göz önüne serilmis sonra çareler önerilmis ve millete hedef gösterilerek yönlendirilmis, örnek olaylarla motive güçlendirilmistir. Olaylar gerçekçi ve duygusal verilmistir.

 

ÖZET

Tarihten Ibret Almak

1920 yilinda Moskova’da ki Devlet Tiyatrosunun duvarlarinda birden bire büyük çatlaklar olustugu görülmüs. Mühendisler binayi incelemisler ve çatlaklarin nedenini bulmuslar. Bu bina ahsap temeller üstüne bina edilmistir. Insa edilirken zeminin saglam olmamasindan yere kalin kaziklar çakilmis fakat; zamanla bu kaziklarin çürümesiyle çatlakliklar meydana gelmis.

Mühendisler, tarihi binayi yikmayi göze alamamislar ve köselerden baslayarak temeli açmislar. Çürüyen kaziklar yerine kisim kisim saglam granit taslar yerlestirmisler ve temeli yenilemisler öyle ki, Devlet Tiyatrosu eski binasi yeniden saglam temellere kavusmus.

 Devletin tarihi ve milletlerin yasantisi da Moskova’da ki Devlet tiyatrosunun binasina benzer. Devlet düzeninin eski temelleri - halki yönetmek için çikarilan yasalar – o dönemler için ne kadar yeterli kabul edilmisse de, günümüzde bu temeller – eski yönetim yasalari – zaman asimina ugrayarak bunalima neden oluyor, yetersiz kaliyor.

Zaman geçtikçe nesiller sürekli degisiyor, yenilesiyor. Her nasil kendisiyle birlikte yeni kavramlar, söylemler, yeni ihtiyaçlar ve talepler gelistiriyor. Yeni nesillere artik eskimis yasalar zorla uygulanamaz. Yeni nesiller için daha yeni, daha akilci, daha adil, daha saglam temellere dayanan yönetim anlayislarinin yasa ve kurallarin uygulanmasi zorunludur.

 Eski Iran yikildi. Osmanli devleti, eski Avusturya Imparatorlugu yikildi. Koca Rusya devleti bütün bu meseleleri ciddiyetle düsününüz, devletin temellerini yenilenmesini ve toplumun bundan sonra alacagi egitimin yöntemini düsününüz  

Kahramanlar ve Millet

Bazi devletler çesitli buhranlar geçirirler yada bütünüyle mahvolurlar. Bazi milletler ise yasantilarini bilgece bir güzellik içinde düzenlerler.

Devletlerin güç ve zaafi yalnizca devlet adamlarindan kaynaklanmaz bütün bir milletten kaynaklanir. Bundandir ki “her millet, laik oldugu idareye ve devlet adamlarina sahip olur” denilmistir.

 Milletlerin tarihini kim olusturur? Kahramanlar mi, yoksa halk ruhunun dirilerek yayginlasmasi sayesinde mi? Ingiliz düsünür Carlyle, birinci görüsü savunmus, ikinci görüsü ise Lev Tolstoy savunmustur.  Carlyle’a göre millet cansiz bir kil tabakasindan ibarettir. Eger ona bir sanatçinin eli degmeyecekse, sonsuza dek sekilsi ve hareketsiz kalacaktir. Milletlerin ve hatta tüm insanligin tarihini olusturanlar kahramanlardir der.  Tolstoy ise hayati ve olaylarin akisini belirleyen ve bunlarin özellik ve biçimini veren tek basina kisiler degil, halk kitlesinin kendisidir. Bir millete hareket gücü olusup yürüyünce, kendiliginden harekete geçmis oluyor ve kendi hayat tarzini, ilgi ve duyarliligini ifade eden bir kisiyi kendisine önder olarak seçiyor.  “Evet, büyük adam bir kahramandir, bir yildirimdir. Amam halk kitlesi ne kil tablasi, nede saman yigini degildir. O, yildirimi meydana getiren milletin kendisidir. Ne zaman bulutlar kümesi elektrik olusturursa yildirimda kendiliginden olusur. Eger bulutlar elektrik yüklü degilse hiçbir zaman simsek veya yildirim olusmaz, yalnizca bulut nemi bir buhar halinde kalir.”  Milletlerde böyledir. Eger bir millet büyüklük ve kahramanlik özelliklerini tasiyorsa ondan yildirimlar dogar, kahramanlar çikar. Eger halk kitlesi nemli bir buhar yiginindan ibaretse hiçbir güç ondan yildirimlar çikartmaz.”

Kahraman halki heyecanlandirir ve alevlendirir. Ancak onu milletinden aldigi ates ve heyecanla yakar.

Her millet iktidar mekanizmasinin basina ya kudretli yada önemsiz kisileri geçirir. Bunlardan birinin is basina gelmesi milletin ahlaki seviyesi ve yasantisina baglidir.

 

Suomi’nin Tarihi

Avrupanin en kuzeyinde bulunan Finlandiya’nin sert bir iklimi vardir. Havasi sisli ilkbaharda bile donlar devam eder. Agustosta bile soguklar baslar, arazisi kiraçtir. Çogu yerler sarp kayalar geri kalani batakliktir. Ülkede maden namina hemen hemen hiçbir sey yok, tarim güçlükle yapilabilmektedir.

Fin’ler kendilerini “Suomi” derler. Ve bu bataklik arazisi anlamina gelmektedir. Öte yandan Finlandiya Isveç’e komsudur. 1811 yilina kadar Finler Isveç egemenligi altinda bulunmuslardir. O zaman Isveçli’ler Finlere karsi çok kötü davranmislar ve bütün kamu memurlari, hakimler, askerler, rahipler ve ögretmenler Isveçlilerden seçilirdi.

1808 yilinda Rusya ile Isveç arasinda çikan savasta Rusya Finlandiyayi istila etmis ve Finler iç yönetiminde bagimsiz olmak kaydiyla Rusya’ya iltihaki kabul etmislerdir. Içte bagimsizlik kazanan Finler kendilerine özgü kültür ve uygarligi gelistirme firsatina kavusmuslardir.

 

Yükselis Önderi Bir Aydin: Snelman

Cohan Wilhem Snelman 12 mayis 1806 da Stockholm da dünyaya gelmis ve 4 temmuz 1881 de vefat etmistir. Snelman dönemini büyük bir bilim adami, derin bir filozofu, ünlü bir siyasetçisiydi. Ancak en ünlü ünü onun Fin kültürünü olusturan bir halk ögretmeni olmasindadir.

 Snelma ve arkadaslari, halk ögretmenleri sifatiyla sürekli hizmet ederek bin bir batakliklar ülkesini beyaz zambaklar ülkesine dönüstürmeyi basarmislardir. Hayati boyunca su gerçegi yurttaslarina söylemistir: “Finlandiya her zaman Rusya ve Isveç tarafindan isgal edilme tehlikesiyle karsi karsiyadir. Güçlü ve emperyalist komsularina karsi direnebilmesi için kültür ve uygarlik yönünden onlardan yüksek olmasi gerekmektedir. Ancak bu sekilde tehlike bertaraf edilmis olur.” Ve aydinlara da söyle sesleniyordu:

-Aydin olmak demek, modaya uygun elbise, sapka ve kolali gömlek giymek degildir. Aydin kesim halkin beyni konumundadir. Halkimiz sizi iyi bir egitim aldiktan sonra yüksek bir gelir elde edesiniz, geceleri eglenesiniz diye diye sizi o konuma getirmemistir. Böyle olanlar gerçek aydin olamazlar. Egitim almis herkes milli ruhu, düsünceyi, iradeyi güçlendirmeye mecburdurlar.

 Snelman Finlandiya’yi bir uçtan bir uca dolasarak halki aydinlatmaya çalisiyordu. Zeki insanlari görünce onlara sohbet ediyor, onlara kitaplar veriyor, adreslerini aliyor ve onlarla mutlaka mektuplasiyordu.  Snelman milletin manevi susuzlugunu gidermek için her yerde milletin kana kana içebilecegi taze pinarlar bulunmalidir. Der ve bu çerçevede aydin, ögretmen, asker, doktor, memur, tüccar vb. kesimlerden bir egitim ordusu olusturdu.  

Egitimci Memurlar

Snelman memurlara söyle sesleniyordu: Isveçliler, iyi, zeki, namuslu ve çaliskan insanlardir. Isveçlileri severim fakat ülkemizin Isveç egemenliginden kurtulduguna da memnun oluyorum. Ben halkimin Isveç devletinden degil Isveç memurlarindan kurtulusunu selamlarim.

 Isveçlilerin kendi yurtlarindaki memurlari zeki, dürüst ve çaliskan insanlardir. Fakat bizim ülkemizdekiler tembel, zararli, alkolik ve yozlasmis kisilerdir. Torpille gelen bu memurlar çalismak istemezler ve aslinda isten de anlamazlar. Görevlerine karsi ilgisiz ve halka karsi da magrurdurlar. Halk agliyor, inliyor, sikayet ediyor ve “madem devlet adamlari vurgun pesinde biz neden firsatlari degerlendirmeyelim ki?” denilerek milli servet talan ediliyordu.  Sükürler olsun ki artik memurlarin durumu böyle degildir. Yavas yavas her devlet dairesine kendi memurlarimizi yerlestiriyoruz. Bu zamanin degerini biliniz, görev basinda daha ilk günden baslayarak yeni usulleri uygulayiniz. Artik halkta bilsin ki memurlar, halkin hizmetçileridirler. Elden geldigince ileri kolaylastirin, zorlastirmayin.  Sonuçta halk sunu anlasin ki eger bir is sonuçlanmiyorsa bu sizin yapmak istemediginizden degil yasal olarak yapilmasi mümkün olmadigindandir. Kanunsuzlugun en büyük ögreticisi memurlardir. Iste bunun için sizden rica ediyorum. Kanun adami olan sizler, halki kanunlara uyma konusunda egitiniz ki halkta samimi adalet duygusu yer etsin.

Bu gün halk, kamu memurlarinin varligiyla gurur duymaktadir.

 Halk okulu: Kisla

Isveçliler döneminde askerlerin tümü Finlilerden olusuyordu. Ancak baskomutanlik, genelkurmay ve komuta kurulu Isveçlilerin elinde bulunuyordu. Ancak Fin ordusu gittikçe millilesmeye basladi. Önceleri Fin ordusunun hali hiçte iç açici degildi. Ancak Snelman’in önderliginde ki genç Fin aydinlari orduya da gereken önemi gösterdiler. Özellikle ordudaki askerlerin talim ve egitimleriyle ilgilenmeyi hedeflediler. Bunun sonucunda en gözde ögrenciler orduya girmeyi basardilar. Snelman bu gençlere sunu telkin ediyordu:

 Insanligin yaratilisinda varolan kin, intikam ve vahset, azgin deniz dalgalarinin alçak yerlere saldirmasi gibi insanlar arasinda da baskalarinin haklarina karsi saldirilar halinde sürüyor.  Insan yiginlarindan canli kaleler olusturur gibi ordularini güçlendiren, insanlar kendilerini savunurlarken, dünyamiz kaçinilmaz bir sekilde kanli taskinliklara sahne oluyor.

Askerlerini yurt savunmasinda siper eden her ordu, kuskusuz degerlidir. Sinirlara yönelik hizmet eden ordunun arkasinda milletin selameti, huzuru ve bagimsizligi yatmaktadir. Bu suurla yetisen subaylarinda ifadeleri su olmustur:

Asker kislada beslenen bir inek degildir. Benim küçük ve daha az tahsilli kardesimdir. Subay, askerin yalniz kardesi degildir, onun sadece agabeyi degildir, ayni zamanda ögretmenidir. Onun egitiminden sorumlu terbiyecisidir.

Ordu, fedakar ve feragatkar bir dindarlar tarikati gibidir. Her yönden pis olan kisla artik maddi ve manevi olarak tertemiz idi. Din adami için, ögretmen için okulu neyse asker için de kisla o olmus. Subaylar, askerlerin her türlü egitimi ile ilgileniyorlar ve askerlikten sonrada ne yapacaklari konusunda onlari egitiyorlardi. Gittiginiz yerlerde yeni ordular kurunuz. Bu ordular huzurun ve barisin, uygarlik ve çalisma ordusu olsun. Bu sekilde yediden yetmise hep birlikte ülkenin saglikli bir kalkinma ve uygarliga kavusmasi için teskilatlar kuruyorlardi.

 

Futbol

Napolyon’un ardi arkasi kesilmeyen savaslarindan artik bikmis olan Avrupa ülkeleri Fransa’nin yenilmesinden çok memnun oldular. Ingiltere’nin yenilgi bilmeyen kudretine hayran oldular. Ve tüm Avrupa Ingilizleri taklit etmeye basladilar. Gençlik ise kendini Ingiliz sporlarina ve daha da kötüsü futbola kaptirmisti. Ve futbol adeta bir din olmustu.

Fin gençleri içinde futbol en ciddi, hatta dinsel bir ugras halini almisti.

 Snelman ve arkadaslari, gençlerde zeka dolu beyinlerin yerine güçlü manda ayaklarinin olusmasina razi olmadilar. Ve ünlü bir futbol kulübünün kurulusunun onuncu yildönümü kutlamalarinda Snelman futbolculara söyle seslendi:

Fin gençliginin sporla ugrastigini görerek seviniyorum. Fakat hiçbir seyde asiriya kaçmamalidir! Hiçbir sey tek tarafli olmamalidir. Her seyde orta yolu gözetmelidir. Her seyi zamaninda ve yerinde yapmalidir. Bacaklari öküz ayaklari gibi güçlü, ama beyinleri koyun beyni gibi zayif insanlar bizim idealimiz degildir.

Su kurali aklinizdan çikarmayiniz:

“Saglam ruh, saglam vücutta bulunur.”

Ey Fin Gençleri!

Sizin vazifeniz sutla topu yükseklere firlatmak degil, Fin milletinin haysiyet ve serefini yükseltmektir.

Anne-Baba ve çocuklar

“Yeni nesillere akilci bir terbiye verme meselesi” Snelman ve arkadaslari Finlandiyayi uyandirmak için bütün ümitlerini buna baglamislardi. Gençlik meselesi Snelman’in en sevdigi bir konu ve ayni zamanda kendisinin en hassas ve izdirap duydugu meseleydi.

 

Anne-babalar çocuklariyla hiç ilgilenmezler. Ara sira onlara sekerleme ve oyuncak almaktan öteye bir is yapmazlar. Bu durum karsisinda çocugun akli, fikri, ruhu islenmemis bir tarla gibi kalir. Buraya yararli hiçbir sey ekilmis olmaz. Anne-babalar çocuklara “yalan söyleme,yaramazlik yapma,bu hareket kötüdür, nefret uyandirir, günahtir,” gibi nasihatlerde bulunurlar, ama nasihatleri veren kisiler birbirlerini aldatirlar. Onlarin yaninda öyle davraniniz ki sizin meziyetlerinizi bizzat görerek sizi sevmeye baslasinlar.

Ne ekerseniz, onu biçersiniz! Ne pisirirseniz onu yersiniz!

Eger gençligin ruhunu tarim yapilmayan bir tarla gibi kendi haline birakirsaniz, orada isirgan otlari ve dikenler yetisir.

Snelman ve arkadaslarinin gayretleriyle bir çok sehirde aile kurumlari olusturarak çocuk egitimindeki bilgiler irdeleniyordu. Egitim isi böylece ciddiye alindiktan sonra sorunlar bir bir çözüme kavusmus oluyordu.

Bu gayretler sayesinde Fin ailesi gaflet uykusundan uyanmis ve büyük bir hizla ilerleme ve yükselmeye baslamistir.

 Halk Üniversitesi

Genç Fin aydinlari, Snelman’in çevresinde toplanmislardi. Sbelman gurubunu, Helsingfors üniversitesinin genç profesörleri, en uç köylerdeki ögretmenler, oldukça aydin tüccarlar, fabrikatörler, özel sektörde hizmet veren doktorlar, memurlar ve avukatlar olusturuyordu. Ve bunlar her konuda halka sohbet düzenliyorlardi.

 Bu ise kendini adamis hatipleri ve ögretmenleri seçerek ülkenin her tarafina gönderiyorlardi. Böylelikle özel bir Halk Üniversitesi kurulmus ve bu üniversitenin profesörleri de iyi birer konusmaci olan gezgin gençlerdi.

Reçel Krali Jarvinen’in Yaptigi Konusma

Kuopio sehrinde milli bir bayram düzenlenmisti. Tören sonunda ülkede éreçel Krali” diye taninan Jarvinen söz olarak bir konusma yapti.

 Ben bir zamanlar yoksul ve siradan bir saticiydim. Büyük tüccarlar bana güvenirler ve diledigim kadar, sekerleme, kurabiye ve kuruyemis verirlerdi ve bana yardim edeceklerini vaat ediyorlardi. Sürekli sikintiyla düsünerek kendi kendime “dükkan küçük, müsteriler sinirli, kar az. Bütün bir hayat böyle azliklar içindemi geçecek?” diyordum.

Sizler pekala iyi bilirsiniz ki, her simitçi çocuktan reçel krali olmaz. Bunu kendimi övmek için söylemiyorum. Sizlerin huzurunuzda, benim sahsimda genç, güçlü ve saglam olan Fin milletinin sahsiyeti bulunmaktadir. Fin milleti arasinda reçel krali nadirdir; ama bu milletin arasinda benim gibi Jarvinen’ler yok degildir.

 Haydut Karokep

Jarvinen konusmasinin bu yerinde haydut Karokep’in hayatini hatirlatti.

Hatirlayiniz; Karokep, bir hirsiz ve hayduttu. Bankalari, is yerleri ve kiliseleri soyardi. Gereksiz yere cinayetler isliyordu. Tutuklandi ve akil hastanesine gönderildi. Fakat oradan kaçti ve izini kaybettirdi.

Efendiler Karokep yasiyor! Geçen yil Italya’da kendisiyle görüstüm. Yaninda da yakisikli üç oglu vardi. Üçü de Avrupa’nin üç ayri üniversitesinde egitim görüyorlarmis.

Karokep, Güney Amerika ülkelerinden birinde ticaret yapmis ve bugday krali olmustu.

 Karokep önceleri fakirdi ve bir tüccarin yaninda çalisiyordu. Zeki namuslu ve çaliskan bir çocuktu. Fakat bir gün isyerinde efendisinin köylülere kantarlarla hileli mal verdigini görür. Bunun üzerine efendisinin parasini köylülere dagitir ve efendisini de hapse attirir. Hapisten kaçma firsati bulan Karokep insanlardan ve tanri’dan öç alma yoluna giderek hirsizliklara ve cinayetlere baslamis. Iki yil içinde birkaç banka ve on kadar kilise soymus, üç papaz cinayete kurban gitmis. Daha sonra yaraladigi papazin yanina gitmis ve papazin telkinleriyle yaptiklarindan pismanlik duyarak hayatina yön vermis.  Jarvinen, Okunen ve Gulbe Nasil Kral Oldular

Daha önce söylemistim. Küçük dükkanimda kurabiye ve sekerleme satiyordum. Bu sirada ünlü bilim adamlarimizdan biri bir konferans verdi. Ben bu konumu bu konferansa borçluyum. Söyle diyordu konusmaci:

 Robenson’un hikayesini okumus veya duymussunuzdur. Firtina gemiyi parçaliyor. Bütün yolcular bogulmus... Bir genç çocuk, bir tahta parçasi üzerinde yalniz basina kurtulmus. Dalgalar onu issiz bir adaya sürüklüyor. Robenson gemiden kurtarabildiklerini adaya sürüklüyor. Arada önce kendine bir barinak yapiyor sonra bugday ekiyor, yaban keçilerini evcillestiriyor. Yerlesik ve düzenli bir hayat kuruyor.

Ey Fin kardesler, milletimizi olusturan 2 milyon Fin Robenson denen çocuktan daha güçsüz, daha iradesiz, daha akilsiz midir? Hayata ve insanlara karsi görevinizin neden ibaret oldugunu düsününüz.

 Bu konferans biz üç arkadasa bir sevk kaynagi oldu. Biz neden kendi isimizde bir Robenson olmayalim diye düsündük. Çok sürmeden hayallerimizin gerçeklestigini gördük.

Kunduraci olan arkadas biraz para biriktirerek Paris’in en ünlü ayakkabi imalathanelerinde üç yil çalisti ve usta bir kunduraci olarak “okunen” firmasini açti. Bu firma ve mallari kisa zamanda Finlandiya ve tüm Avrupa’ya yayildi ve ayakkabi krali oldu.

 Thomas Gulbe’de yumurtaciydi. Ülkede mükemmel bir satin alma agi kurarak taze yumurtalari toplayip üzerine “T.G.” harfleri yani “Thomes Gulbe” markasini bastirarak Avrupa Ülkelerine ihraç etmeye basladi ve bütün Avrupa’da bir üne kavustu ve yumurta krali olmus.  Bende ise küçükken basladim. Küçük bir meyve suyu fabrikasi açtim. Ürettigim meyve suyu temizi koyu ve tatliydi. Ikinci yilin sonunda fabrika sayisi bese çikti. Sonra ürettigim Jarvinen reçellerini yemege alistilar. Bütün ülke adeta benim çiftligim haline geldi. Sonra derken bütün avrupa ülkelerine yayildim.  Sonra konusmasinda: Sarhoslar tatliyi sevmezle; tatliyi sevenlerde ispirtolu içeceklerden hoslanmazlar. Bu yüzden reçel kutularina (içkiden ali koyar) ibaresi yazilmistir. Bu sekilde gerek Finlandiya’da, gerekse yabanci ülkelerde, insan hayatini tatlilastirmak için üzerime düsen görevi üstün bir gayretle yerine getirdim.  Jarvinen’in konusmasi tüm ayrintilariyla, bütün Fin gazetelerinde yer aldi. Bu konusma Finlandiya’da yankilar uyandirdi. Halki aydinlatmak isteyenlerin ordusu yüzlerce gönüllü kazandi.  Köylüler, Isçiler ve Imalatçilar

Snelman daha okul yillarinda üretim ve insan iliskilerinin efendi/köle bakisiyla degerlendirmesine karsi çikmisti.

Tüm tarih kitaplarinda Aristokrat sinifin mücadelelerinden ve saray kesiminden söz edilir. Fakat köle bakisiyla degerlendirilen halktan hiç söz edilmez.

Ormandaki agaçlar nasil bahçedeki gibi canli bir agaçsa, halkin her ferdide yüksek tabakaya mensup insanlar gibi bir insandir. Onlarda yaratilirken esit ve akilli yaratilmislardir.

Snelman, bütün köylülerin, isçilerin, imalatçilarin ve bütün halk kesimlerinin her yönden aydinlanmasini, ögrenim ve ögretimini hayatinin en önemli görevi saymis.

Mantikli bir sekilde yetistirilen her insanin ülkeye neler kazandirabilecegini bir düsünün!...

Kendini Halkin Sagligina Adayan Doktor

“Bir köy doktorunun hatiralari” adli eserin yazari göreve basladigi ilk günden beri günlük tutuyor. Ilk izlenimleri ona ilkel magara yasantilarini hatirlatmis.

Üst üste yigilmis koca tas evler, kapilar alçak ve pencereleri yokmus.

Köylüler hep ayni elbiseleri giyiyor, yillarca banyo yapmazlarmis. Üst baslari bit ve böceklerle doluymus. Halkin çogu hastalikli ve çogu küçük yasta ölüyormus.

Doktor sehirde oturan insanlara söyle sesleniyor:

Efendiler! Ne zamana kadar bu saklambaç oyununa devam edeceksiniz sürekli vatan severlikten bahsedersiniz. Ama millet için, vatan için, insanlik için ne yapiyorsunuz?

Doktor kitabinin sonunda sunlari yaziyor:

“Devlet büyük bir ailedir. Onun mensuplari sizin küçük kardeslerinizdir. Alt tabakanin kusurlari, kismen de üst tabakanin ihmallerinden ve duyarsizligindan kaynaklanmaktadir. “

Kitap sosyal çevrede gereken ilgiyi gördü ve amacina ulasti. Feci durumu herkes gördü ve anladi ve herkes çok büyük fedakarliklara katlandi ve olumsuzluklarin çogu ortadan kalkti. Ülkede üretime katilan eller çogaldi.

Milletin sagligi için mücadele eden büyük kahramanin sani sonsuza dek yücelsin.

 

DEGERLENDIRME:

Tüm imkansizliklara ve doga kosullarina ragmen, bir avuç aydinin önderliginde; askerlerden din adamlarina, profesörlerden ögretmenlere, doktorlardan is adamlarina kadar her meslekten insanin hakla omuz omuza bir dayanisma sergileyerek, ülkelerini geri kalmisliktan kurtarmak için nasil büyük bir uygarlik mücadelesi verdiklerini, tüm insanliga örnek olacak sekilde gözler önüne sermektedir.

Herkesin kendince dersler alacagi bu kitap, ülkemizin içinde bulundugu zorunlu geçis sürecinde güzel yurdumuzun halk gücüyle kalkinmasina ve toplumsal dayanisma ruhuna ve sile olunmasi açisindan çok önem tasimaktadir.

 Dayanisma ve yardimlasma ve herkesin sorumlulugunu yerine getirmesi sonucu insanlarin ve toplumun nelere kadir oldugu “zoru basaririz, imkansiz için biraz ugrasiriz” sözü ile ifade edilebilen bir prensibi kendisine hedef almis bu kitabi yediden yetmise her kesimin duygularina hitap ettigi ve herkesin okumasi lazim gelen mükemmel bir k

 
< Önceki   Sonraki >

DİL-İ BİÇARE

ANLAT DİL-İ BİÇARE'DEN
SUN DA İÇSİN YAR ELİNDEN
YANİ HEP BİLİNEN
ŞEYLERDEN OLSUN
SEN SÖYLE DEDE'NİN "ZÜLFÜNDEDİR
BAHT-I SİYAHIM"

BESTESİNİ